TARİHSEL ÖTEKİ ÜZERİNE 1


 

Tarih hepimizin hayatında belli bir yer edinmiş kavram olmakla beraber, ideolojilerin, devletlerin, hatta bireylerin sorgulanmasını sağlayan ve çoğu zaman belirli düşünce sistemlerinin yön verdiği bir bilimdir.

a)Tarihsel Nedir?

           Tarihin konusu olarak görülen olaylara, olgulara ve durumlara “tarihsel” denmektedir. Tarihsel olan yüzyıllara göre değişiklik göstermiş, 19.yüzyılda belli bir zümreye ait olan tarihsel kimlik günümüzde mikro-tarihsel düşünce sistemi ile “sıradan” olarak adlandırılan insanlara kadar geniş bir çerçeveyi kapsar. Ancak “Sıradan insanlar” deyiminin aldatıcı bir yanı var.”Seçkinlerden gayrısı, Tarih yapan, Tarih’e geçen insanlardan gayrısı ”gibi bir şeylerin kastedildiği belli,ama sıradan herhangi birini ele aldığımızda o sıra dışı olmuştur zaten.(Kafadar 2009:17) bundan ötürü “sıradan” kavramı yerine tarihin dışına itilen olarak “marjinal” kavramını kullanmak daha doğru olur.

  b)Ötekilik Nedir?

           Öteki olmak her alanda karşımıza çıkabilecek bir kavramdır. Özellikle sosyal bilimler alanında araştırmalar yaparken, üzerinde çalışılan konuya dâhil edilmediği fakat araştırılan konuyla etken veya edilgen bir ilişki içerisinde bulunan grup veya topluluk her zaman vardır.

         Öteki olan sosyal bilimlerin araştırma konusu yaptığı olay, olgu ve durumlardan etkilenmiş veya etkilemiş ancak araştırma sürecinde göz ardı edilmiş hatta bazen “günah keçisi” durumuna sokulmuştur.

          Tarih, her zaman öteki yaratır. Özellikle resmi tarih yazımında devletlerin politik duruşlarına göre şekillenen ötekiler mevcuttur. Örnek vermek gerekirse Osmanlı devletinin en fazla ötekileştirdiği devlet Bizans İmparatorluğudur. Her ne kadar kültür ve medeniyetler bağlamında birbirini etkileseler de, günümüz tarih yazıcılarının kaba tabirle “günah keçisi” olarak tarihselliğini göz ardı ettikleri aşikârdır.


Tarihsel öteki her zaman konu dışı tutulmamıştır, Herodotos gibi tarihçiler, karşılarında savaştıkları devletlerin varoluş nedenlerini meşru kılmak amacı da edinmiştir. Herodotos tarih yazmadaki amacını “Bu Halikarnasoslu Herodotos’un kamuya sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunan gerekse barbarların meydana getirdiği harikalar bir gün adsız kalmasın, tek amacı budur; bir de bunların birbirleriyle neden dövüşürlerdi diye merakta kalınmasın”(Herodotos 2007/1:5,akt Bıçak 2015:124) diye açıklamıştır.

         Herodotos’un söylediklerine bakılırsa,”barbarların” yok edilmesi gereken, bütün suçların üzerine atılması meşru olan bir öteki yerine, varlığının devam etmesi meşru kılınan ve Yunanlılarla eşit seviyede kültür ve medeniyet düzeyine sahip olarak tanımlanmıştır. 

    c)Tarihsel Ötekinin Oluşumu

           Tarih,19.yüzyılda Ranke ve Alman Tarih Okulu ile birlikte bilimsel bir kimlik kazanmaya başlamıştır. Tarihçilik bu yeni kimlik ile teknikleşmiş ve bazı putlar edinmiştir, bunlar; Aristokratik tutum, siyaset/ diplomasi haricinde konu edinmeme ve resmi belgelere duyulan sonsuz güvendir. Günümüz tarih anlayışına yeni metodlar kazandırılsada, bu metod geçerliliğini sürdürmekte ve takipçi bulmaktadır.

        Iggers, Ranke ve Alman Tarih Okulunun geliştirdiği tarih düşünceleri için tarihselcilik (historicisim) demiştir.”Tarihselcilik, bir tarih kuramı olmaktan öte, bütüncül yaşama felsefesidir; bilim, özellikle de beşeri ya da kültürel bilimler kavramlar ile siyasal ve toplumsal düzen kavramının benzersiz bir bileşimidir” der (Iggers 2000,29,akt, Bıçak 2015,113).

             Ranke ve Alman Tarih Okulu üyelerinin ortaya koyduğu düşünce sitemi dönemine göre gayet yararlı olmasına rağmen, üzerinden geçen zamanla düşünce sisteminin eksikleri ortaya çıkmıştır. Bu eksiklikler yukarıda saydığım putların sorgulanmadan devam ettirilmesi sonucunda değişen toplumsal koşullara ayak uyduramama ve tarihselciliğin barındırdığı aristokratik değerler sistemidir.             Tarihselcilik, belirli dogmalar üzerinden giden öğreti olması itibariyle, tarihe konu edilecek olayları, olguları ve durumları bu dogmalar çerçevesinde seçmiş ve tarihsel öteki ile tarihsel olanın sınırlarını keskinleştirmiştir.

d) Marjinallerin Tarihselleşmesi

           Tarih bilimi geride bıraktığımız 20.yüzyılda ve şu an içinde bulunduğumuz 21.yüzyılda tarihsel kimlik bağlamında pek çok değişim geçirmiştir. 20.yüzyılın ortalarına doğru canlanan ve etkileri tüm dünyadaki tarihçiler üzerinde hissedilen Annales Ekolü,”Tarih yoktur, tarihler vardır” düşüncesiyle tarihsel kimliği belli bir kesimden toplumuna indirgemiştir. Braudel’e göre;”Tarih, mümkün bütün tarihlerin toplamıdır-dünün, bugünün, yarının doktrinlerinin ve bakışlarının bir koleksiyonu. Bana göre tek hata, bu tarihlerden birini diğerini dışta bırakacak bir şekilde tercih etmektir.”(Braudel 2016,63) Ancak Annales ile gelişen tarih daha çok kurumlar üzerinden ilerlemekte ve tarihi, ekonomi, siyaset, eğitim gibi alanlara bölerek açıklamaya çalışmaktadır. Bu bölünme ile birlikte tarihin kapsama alanı genişlemiş ancak marjinallerin tarihe katılması konusunda bir adım atılmamıştır. 

d1 ) Mikro-Tarihsel Düşünce Süreci 

            Tarih,1970’li yıllara kadar “bütün evrensellik iddialarına karşın kısmi bir tarih, göreli bir tarih” halindeydi (Berktay 2015,29). 1970’lerde ve 1980’lerde gittikçe artan sosyal bilim tarihinin varsayımları sorgulanmaya başlanmıştır (Iggers 2000:103). Mikro-Tarihsel sürece gelene kadar, makro-tarihsel yapıya getirilen eleştiriler genel anlamda siyasal ve etik düzleme dayanıyordu. Ancak mikro-tarihsel bakış açısıyla İtalyan ekolü sosyal bilim tarihinin temel varsayımlarına metodolojik bir eleştiri çabası içine girilmiştir. Makro-tarihsel yapının dışladığı ve yok etmeye çalıştığı sıradan insanı sahiplenip araştırma konusu haline getirmiştir (Iggers 2000:105) Kendilerine “Gündelik Hayatın Tarihçileri” diyen mikro-tarihselciler, tarihsel kimliği merkez olarak tabir edilen hükümdarlardan, diplomatlardan vb. “marjinallere”,çoğunluklara doğru genişletmiştir. 

d2) Sözlü Tarih 

          1970’li yıllardan itibaren günümüz marjinallerinin tarihsel kimliğini akademik düzeye taşımamızı sağlayan mikro-tarihsel düşünce ile birlikte bir diğer metodolojik yaklaşımda “Sözlü Tarih” yöntemidir. Günümüz tarihçileri arasında hala tartışmalar sürse de pek çok kişi bu yöntemi benimsemektedir. 

               Sözlü Tarih ya da daha eski adıyla sözlü gelenek aslında tarihçilerin çok uzak olduğu bir konu değildir. Tarihin bir istihzasıdır ama günümüz tarihçilerinin alıntı yaptığı yazılı kaynakların birçoğu, kökeninde sözlüydü. 12. yüzyılda Malmesbury’li William gibi Ortaçağ kronikleri, ilk ağızdan tanıklıkların yanı sıra sözlü gelenekleri de eserlerine kattılar. 19. Yüzyılın birincil kaynaklarında o kadar büyük yer tutan sosyal araştırmalar ve resmi soruşturma raporları, tarihçilerin, çoğu kez tanıkların ya da görüşmenin yapılacağı koşulların seçiminde pek titiz davranmadan kullandığı özet tanıklıklarla doludur (Tosh 2013:203).Görüldüğü üzere sözlü tarih aslında tarihçilerin günümüzde kaynak olarak kullandığı tarihsel metinlerin temelini oluşturmaktadır. Bir Osmanlı tarihçisi olan Cemal Kafadar’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken” adlı çalışmasıyla Osmanlı kaynaklarındaki sözlü geleneği ortaya çıkarmıştır. 

           Sözlü Tarih için Fatmagül Berktay “İnsanlarla geçmişe ilişkin görüşmeler yapılması, tarihçilere yabancı bir teknik değildi ama büyük ölçüde, olayların akışında belirleyici rol oynayanlara –politikacılar, büyük komutanlar, devlet adamları vb.-hasredilmiş durumdaydı.1970’lerde artık ünlü olmayan kişiler de sözlü tarihin konusu oldular ve onlarla birlikte çalışma, aile yaşamı, çocukluk ve cinsellik de tarihsel araştırmanın gündeminde önemli yer tutmaya başladı ( Berktay 2015,29) demektedir. 

               Sözlü tarih ülkemizde özellikle siyasal düşünce tarihçiliği, toplumsal cinsiyet, feminist tarih, göç araştırmaları, azınlık halkları ile ilgili çalışmalarda sıkça başvurulan yöntemdir. Ülkemizde ki önemli sözlü tarihçiler arasında Serpil Çakır ve Elif Ekin Akşit, Necla Akgökçe vardır. 

        21. yüzyılın ilk çeyreğinde yukarıda belirttiğim, marjinalleri tarihselleştiren ve tarihsel kimliklerini ortaya çıkaran yöntemler akademik tarihçiler arasında sorgulanmakta, kimi çevreler bu yaklaşımları tamamen reddederken, bir kısım tarihçi yöntemleri kabul etmekte fakat araştırmalarında uygulamamaktadır.

              Sözlü tarih ve mikro-tarihsel süreç, siyasal düşünce tarihçiliğinde ve toplumsal cinsiyet ve feminist araştırmalarında etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak henüz siyasi tarih çalışmaları yapan tarihçiler mikro-tarihsel düşüncenin önemini kavrayamamış ve olayları meydana getiren ufak detayları ve marjinal kişilikleri göz ardı etmektedir. 


KAYNAKÇA

Berktay, Fatmagül;Tarihin Cinsiyeti,Metis,İstanbul,2015 

Bıçak, Ayhan;Tarih Felsefesi.Dergah Yayınları,İstanbul,2015

Braudel, Fernand;Tarih Üzerine Yazılar.Çev.M.Ali Kılıçbay.Doğu Batı Yayınları,Ankara,2016 

Herodotos; Herodotos Tarihi.Çev. Müntekim Ökmen.İŞ Bankası Yayınları,İstanbul,2007

Iggers,George G;Bilimsel Nesnellikten Postmodernizme Yirminci Yüzyılda Tarih Yazımı. Çev. Gül Çağalı Güven. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2000 

Kafadar ,Cemal;Kim var imiş biz burada yoğ iken,Metis,İstanbul,2017

Tosh,John;Tarihin Peşinde. Çev. Özden Arıkan. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2013

RESİM

https://onedio.com/amp-haber/328995

https://www.britannica.com/biography/Leopold-von-Ranke

http://images-free.net/content/the-dreamers-movie-wallpaper.html


#oteki #tarih

 

Yazar: Alperen KANDEMİR


10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör