İNSANIN KOSMOSTAKİ YERİ ÜZERİNE

Güncelleme tarihi: 25 Nis 2020



İnsan felsefesi, insanın kendi kendini, kendine problem etmesi ile ortaya çıktı. Geçmişten bu yana insan, felsefe konusu olarak doğayı, Tanrı'yı, dini, etiği, varlığı ve daha bir çok şeyi ele almış olmasına rağmen, kendini bu evrende nasıl konumlandırdığına dair hiç felsefe yapmadı. Nihayet insan kendi konumunu sorgulamaya başladığında, ise felsefi antropoloji ortaya çıktı. Bu antropolojinin kurucusu ise Max Scheler oldu ve insan kendi anlamını aramaya başladı. ''İnsan nedir?'' sorusu aslında Kant'ın üç kritiğini de içinde barındıran genel bir soru haline geldi. Öyle ki bu soruyu sorduğumuzda aklımıza hem insanın neyi bilebileceği, hem neyi veya neleri yapabileceği, hem de insanın neyi umut edebileceği soruları gelmeye başladı.

Scheler'a göre insan kavramı kadar problemli bir kavram yoktur. Çünkü bu kavram içinde bir anlam zenginliği barındırır ve onu tam anlamıyla anlamak veya açıklamak oldukça problemlidir. İnsan bir tanımı ile hayvanlar alemine aitken, diğer bir tanımı ile hayvanlardan büsbütün farklı bir alana yani onu özel kılan bir alana ait olmalıdır.

''İnsan nedir?'' sorusuna üç ayrı düşünce işitiriz. Bunlardan ilki, dinin etkili olduğu Adem ile Havva'ya dayanan, Yahudi ve Hıristiyanlık dünyasına hakim düşünce, ikincisi başlangıcı Greklere dayanan, insanın akıl sahibi bir varlık olduğu düşüncesi, üçüncü ve son düşünce ise; evrim teorisi ile zihinlerde yer etmiş, insanın biyolojik bir varlık olduğu düşüncesidir. Scheler, insana dair bu üç düşünceyi yine de insanı tanımlamak için yeterli bulmaz. Çünkü bu üç düşünce üç antropoloji alanını ortaya çıkaracaktır. Bu alanlar sırasıyla felsefi, teolojik ve fiziksel antropolojidir. Lakin bu üç dünyanın birbiri ile uzlaşması mümkün değildir. En basitinden ilk akla gelen dinsel tanım kökene sıkı sıkıya bağlıyken, biyoloji ve akıla dayanan tanım ise kökeni tamamen reddedecektir. O halde bahsi geçen antropolojilerden farklı bir antropoloji yaratılmalı ama bu yeni antropoloji, üçünün de hakkını verecek biçimde olmalıdır. Ve bu antropoloji psikoloji veya biyolojinin değil sadece felsefenin üzerine konuşabileceği bir özel alan olmalıdır.

Scheler'a göre insan ne sadece doğaya ait olup evrimin bir parçası olacaktır, ne de salt akla sahip olduğundan doğadan büsbütün farklı olacaktır. O halde Scheler, insan varlığını psikovital alanda inceleyecektir. Psikovital varlık dediğimiz şey, canlılarda dört ayrı yetiye tekabül eder. Bu yetiler sırasıyla ; itki, iç güdü (itkinin ötesi), bellek ve zekadır. İtki dediğimiz yeti bitkilerde kendini gösterir ve bu yeti bilinçten tamamen yoksundur. Bitkiler bir ışığa tepki verirler lakin ışığın ne olduğunu veya yönünü bilmezler. Çünkü onlarda bilmeyi sağlayacak bir algı merkezi yoktur. Bilinç dediğimiz şey bir duyumun merkeze iletimi ve olası bir uyaran varlığında o duyumun uyumlu bir biçimde merkeze geri bildirimidir. Zihin, bir algı merkezinin varlığında vardır ve bu merkez bitkilerde bulunmaz. İçgüdü ise hayvanlarda kendini gösteren bir yetidir ve bu davranışın tek bir açıdan incelenmemesi gerekir. Bir davranışın içgüdü olması için, o davranışın mantıklı ya da mantıksız bir amacı olması gerekir. Ayrıca davranışın bir ritmi olmalı ve söz konusu davranış şimdi ile sınırlıymış gibi algılanmamalıdır. Pekala bazı hayvanlarda adeta geleceği ön görür gibi kışa hazırlık yapabilirler. İçgüdü türe özgüdür ve türe yararlı olma amacını kendinde barındırır. Bellek ise; artık tam anlamıyla insanda kendini gösteren bir yetidir. Bellek deyince aklımıza çağrışımsal bellek ve mekanik bellek gelmelidir. Mekanik bellek, hayvanlarda var olan bellektir. Bir hayvana farklı zamanlarda aynı uyaranı verdiğinizde aynı tepkiler alırsınız ve bu tepkiler adeta kusursuz bir makine gibi işler durur. Hayvanların belleği an ile sınırlıdır. Fakat insan belleği çağrışımsaldır. Bir olayı hatırlamak için başka bir olayı hatırlamak gerekir bazen, ya da bir olayı hatırlamak isterken ister istemez başka bir olay da geliverir aklımıza. Zeka yetisi ise, hem hayvanda hem insanda bulunur fakat Scheler'a göre zeka dediğimizde bireysel sorunlardan bahsederiz. Elbette hayvanlarında zekası vardır fakat o zaman bizi diğer canlılardan ayıran özellik nedir? Biz kendimizi akıllı ve zeki varlıklar olarak tanımlarız, bu yeti hayvanlarda da mevcut ise bizi farklı kılan şey ne olmalıdır ? İnsan gerçekten kosmosta özel bir yere sahip değildir de aslında olan biten sadece bir derece farkı mıdır? Scheler bu sorunun cevabını insanın diğer canlılardan farkını bahsi geçen canlı dünyasında aramaz, cevap tam da bu dünyada olmayan şeydedir. Ona göre diğer hiçbir canlıda bulunmayan, sadece insana özgü olan beşinci bir basamak vardır ki o da geist (tin) dir. Geist sadece akıldan ibaret değildir aksine akılı da içine alan bir yetiler bütünüdür. Ruh ve beden birliğinden oluşan bu ilke, belli bir aktlar örgüsüdür. Bu ilke sayesinde insan ideleştirir, estetize eder, iyilik yapar, karar verir, sever, çalışır, önceden görür, akıl yürütür. Geist varlığı artık eşya muamelesi yapılamayandır yani bir kişidir, bir şahsiyet varlığıdır. Bir taş gördüğümüzde ''Bu ne? '' diye sorarız. Oysa bir insan gördüğümüzde ''Bu kim?'' deriz. İnsan artık tam olarak Kant'ın ahlak yasası olan;  '' Hiç bir zaman karşındakini salt araç olarak görme, aynı zamanda onu kendinde bir amaç olarak gör. '' sözü ile birebir uyum halindedir. Çünkü geist varlığı, bir kendinde amaçlık, bir bireyselliktir. İnsan ben bilinci olan bir varlıktır ve en önemlisi de ''Hayır!'' diyebilendir, otonomdur, realiteyi ortadan kaldırabilir. Oysa hayvan ne kadar kaçarsa kaçsın realiteye eninde sonunda ''Evet!'' demek zorunda kalacaktır. Biz ideleştirici aktlar sayesinde gerçeğin kabuğunu soyabilir, bir şeylerin derinliğine nüfuz edebiliriz. İnsan geist varlığı olması bakımından ebedi bir ''faust''tur, yani yeni şeylere karşı tutku dolu bir hayvandır. İnsan olmanın ne olduğu bu tanımda gizlidir.

İnsan bir itkisel enerjiye sahiptir ve insan realiteye hayır diyebilen bir varlık olduğundan dolayı, itkisel enerjiyi tinin hizmetine sokabilir. Tin başta bir güce sahip değildir, onu aktifleştiren bizim bastırdığımız itkisel gücün devreye girmesidir. Yani bu bağlamda tin her insanda vardır fakat aktif değildir. Bu ayrımın aktifliği ise hayır diyebilmekte ve itkisel enerjiyi tine uyarlamak ile mümkün olacaktır. Yani önemli olan yaşamımızı tine yükseltmektir. Tin kavramına ait büyük bir hata Batı felsefesinde görülür. Öyle ki bu felsefeye göre tin, kendinde bir güç barındırıyor gibi algılanır. Dünya ezeli olarak vardır ve düzenlidir. Dünyada var olan en üstün yaratık bizler, bir geist varlığı olduğumuzdan bizi farklı kılan tini kendinde bir güç barındırıyor gibi algılarız. Bu bir hatadır çünkü tinin aktifliği insana bağlıdır.


Scheler'da tanrı kavramı tin ile ilişkilidir. O tanrı ile insanı birbiri için var sayar. Tanrı ile insan iç içe geçmiştir. İnsan ancak tinini harekete geçirebilirse tanrıyı bilebilir ve tanrıda ancak insanın bir tin varlığı olduğunu bildiği ve bunu harekete geçirebildiği zaman kendini insanda var edebilir. İnsan, bir bakıma tanrı ve dünyanın bir buluşma noktasıdır. Scheler, tanrıyı dinsel bir alanda sınırlamaz, o tanrıyı metafizik bir alanda var eder.

KAYNAKÇA

Mengüşoğlu, Takiyettin.(1988). ''İnsan Felsefesi''. İstanbul: Remzi Kitabevi

Scheler, Max. ''İnsanın Kosmos'taki Yeri.'' İstanbul.

Resim: http://ogrenerek.blogspot.com.tr/2012/11/antropolojik-teoriler.html


#çalışmak #kitaplar #cosmos #insan

 

Yazar: Merve KARACAN


173 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör