GERÇEĞİN AYNASI ‘BİSİKLET HIRSIZLARI’


Vittoria de Sica’nın sinema dünyasına adını altın harflerle yazmış ve İtalyan Toplumcu Gerçekçi Sinemasının en önemli eseri olan bir başyapıtı inceleyeceğiz. 150'den fazla filmde oynamış ve 34 film yönetmiş yönetmen Vittorio De Sica, yıllar sonra bu film için "hayatım boyunca hiç ticari film çekmedim ve paramı bu şekilde kaybettiğim için de mutluyum, Bisiklet Hırsızları hayatın bana en güzel armağanı” demesi eserinin kendisi için de sinema dünyası içinde ne kadar önemli ve değerli olduğunun bir kanıtıdır. Filmin senaryosunu yazan ve İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin kurucularından olan Cesare Zavattini, Bisiklet Hırsızları'nın senaryosu ile 1940 ve 1950 yılları arasında, o zamana kadar devam eden ulusal sinemanın kurallarını yıkmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrasında, İtalyanın en kalabalık şehrinde Roma’da, Savaş sonrası dünyanın kabuk değiştirmekten başka çaresinin kalmadığı, Amerika’da patlak veren ekonomik buhran, savaş yorgunu Avrupa’da derinden hissedilen yoksulluk, sefalet ve çaresizliğinin beyaz perdeye yansıması olan Bisiklet Hırsızları, bir kaosun içinde verilen yaşam mücadelesini toplumsal gerçekçi bir tutumla yansıtmaktadır. İçinden çıkılması imkansız bir sarmalın içinde savrulan işsiz babanın serüvenini konu almaktadır. Dönemin insanlarının yaşadığı sıkıntılar, hayat tarzları, yoksulluk ve imkansızlıkların yol açtığı toplumsal deformeleri halkın içinden insanlarla anlatmaktadır. Antonio rolünü canlandıran Lamberto Maggıoranı, Bruno rolünde Enzo Staıloa profesyonel oyuncular değillerdir. Amatör olduğu Bilinmese farkına varılmayacak kadar profesyonel bir oyunculuğa imza atmış olmaları, İtalyan Gerçekçiliğinin gözlerimizi soktuğu sokağın ve hayatın acımasızlığını bize bu kadar içten ve gerçekçi yansıtmaları neredeyse olanaksızdır. Çocuk oyuncu Enzo Staıloa alt tabakada büyümüş biri olmasa ve bu duyguları deneyimlememiş olsaydı bize bu duyguları aktarması bir çocuktan beklenemeyecek bir durum olurdu.

Bir bisikletin bir ailenin hayata tutunduğu can simidi olabilen bir dünyada, bir babanın gözünden umudu, kiliseden medyuma kadar her yolu deneyerek ayakta tutmaya çalışması, sonunda başına gelen hırsızlığa kendi de yeltenecek kadar aşağılanması, Vittorio De Sica’nin filmlerindeki felaketlerin, sonunda karakterini aynı duruma gelene kadar çırpınması yönetmenin alışılagelmiş bir tutumudur. Dünyanın acımasızlığa büründüğü, aslında insanların düştüğü çaresizlik ve kayıp duygusuna dikkat çekerek. Her masumun ve mağdurun bir hırsız ya da katil olmasını sağlayan şeyin yine bir mağdurluk ve masumluğun çıkarımı olarak görmektedir.

Döneminin klasik anlatısına, hikayesi dışında, özgün figüran trafiği ve gerçek ortam kullanımına da yeni bir soluk getiren De Sica, Kalabalık mekanlardan geniş meydanlara, dar sokaklardan ufacık evlere kadar, hayatın her alanında sıkışmışlığı, çaresizliği, umudu ve mücadeleyi bir arada göstererek bize her sahnesinde yaşamı bir ahenk içinde aktarmıştır. Kameranın karakterin hareketlerine uyumu, duygusal yoğunluğuna neredeyse hikaye kadar etkili müzik kullanımı, Döneminin çoğu ezberini bozmuş olmasıyla birlikte, Sinemanın her döneminde bir başyapıt olarak yaşamaya devam edecektir Bisiklet Hırsızları.


Resim: http://www.beyazperde.com/filmler/film-2570/


#FilmAnalizi #BisikletHirsizlari

 

Yazar: Gazi Ozan ESKİCİ


128 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör