BİLİMDEKİ YENİ DİYALEKTİK ANLAYIŞA GÖRE VARLIK İNCELEMESİ




Algı varlık için bir ölçüt olsa da tanımı değildir. Pozitivistlere göre dış dünyaya ait her ifadenin anlamı iç dünyamıza ait bir takım algılarla verilmiştir. Buna göre varlık algılara ve bunun bağlı olduğu yasalara indirgenebilir. Halbuki, realistlere göre varlık metafizik bir hipotezdir, yani pozitivistlerin bu düşüncesi ancak bir varsayımdır. Algılarımıza doğal biçimde verilmeyen bir dış dünya vardır. Fiziksel bilgiler, algılar ile dış dünyanın varlığının anlamı bütünüyle verilmiş değildir. Bu kanıya varmak için bilim tarihinden açık bir örnek sunulabilir; atom altı parçacık olan elektronun tanecik yapısıyla açıklandığı bir dönemden sonra, aynı parçacığın dalga özelliği gösterdiği keşfedildi. Enerji ve madde, ayrık iki şey olarak görülürken aslında öyle olmadığı anlaşıldı. Madde ile enerji aynı bir şeyin iki ayrı görünüşü, ortaya çıkışıdır. Eski diyalektiğe göre terslik ve çelişme olan tez ve antitez bu bağlamda değişmiştir. Yeni diyalektik bilimde birbirlerini tamamlayan bir sentezin öğeleri olarak algılanır. Varlığın iki çelişik yanı vardır, ve hiçbir zaman birbirleriyle çatışmazlar, çünkü biri varken diğeri yoktur, dalga ve tanecik hem var hem yoktur. Bu ifade karşıtların birliği olarak tanımlanır. Bohr'un geliştirdigi tamamlayıcılık ilkesi bu yeni bilimsel diyalektiğin temelidir. Bohr bu ilkeyi açıklarken gözlemciye, klasik fizikteki rolünden çok farklı bir rol verir. Klasik fizikte gözlemcinin konumu; olgulara etki etmeyen, olgulardan bağımsız bir şekilde vazifesini yürüten kişi olarak belirlenmiştir. Oysa Bohr gözlemcinin gözlenilene etkisi olması durumundan dolayı klasik fiziğin bu tanımından uzaklaşmıştır. John H. Brooke, Bohr’un gençliğinde Kierkegaard’ın etkisinde olduğunu ve Kierkegaard’ın bireye vurgu yapan felsefesinin paralel bir izahını kuantum teorisinde oluşturduğunu belirtir. Atom seviyesinde yapılan gözlemin, gözlenen varlığı etkilememesi mümkün değildir. Aynı deneysel durumda karşımıza çıkmayan olayları çelişkili yerine tamamlayıcı olarak görme gerekliliği gözlemcinin gözlemlenene etkisinin varlığından ortaya çıkar. Gözlemcinin kuantum düzeyindeki deneylere etkisi (observer effect) açık bir şekilde Heisenberg'ün belirsizlik ilkesini geliştirdiği deney durumunda da ortaya çıkmaktadır. Elektronun konumu veya momentumu incelenmek istendiğinde mikroskobik etkilerden dolayı iki fenomenin aynı anda belirlenmesi imkansızdır. Ancak ikisi de vardır, biri varken diğeri yoktur. Işte Bohr'un kuantum mekaniğindeki tamamlayıcılık ilkesinin çiftleri burada, konum ve momentumdur. Yeni diyalektik anlayış bilimde; ölçüm aletleri ile atomik nesnelerin davranış ve etkileşimi arasında keskin bir ayrımın imkansız olduğunu kabul eder, bundan dolayı farklı deney koşullarında elde edilen sonuçları tek bir resimde anlamaya kalkışmak yerine, - ki bu durum tezahür eden kavramların çelişik ve çatışma halinde olduğunu sunar- nesnelerle ilgili olası bilgileri fenomenlerin toplamı açısından tamamlayıcı olarak kabul etmek gerekliliğini belirtir. Fiziksel gerçeklik, tamamlayıcı çiftler (dalga ve tanecik, konum ve momentum) arasında bulunan dengeler tarafından sınırlanan özelliklerin görünümleri tarafından belirlenir.

Bu noktada, tamamlayıcı çiftlerin ölçüm durumları ve kabulleri, bilim tarihinin en önemli diğer sorunsalını gündeme taşır: doğanın indeterministik olup olmadığı kavramını. Bu konuda Heisenberg’ün tamamlayıcı çiftleri doğanın indeterministik olduğu yönünde sayısal (quantitative) olarak formüle edilmiş veri sunmaktadır. Belirsizlik ilkesinin geliştiği deney durumu için başlangıç koşulları her ne kadar bilinse de, deney sonucunda iki fenomenin (konum-momentum) değerinin kesin olarak tahmin edilip belirlenememe durumu, bilimin klasik fizikteki kuvvet yasalarından alışık olduğu varlığa yönelik kesin olarak belirlenebilen neden-sonuç ilişkisinin dışındadır. Einstein ve de Broglie gibi çeşitli bilim insanları doğanın deterministik olduğu yönünde hem fikir olsalar da Bohr ve Heisenberg gibi kuantum mekanikçileri bu nedensellik (causality) noktasında onlardan ayrılırlar. Tamamlayıcılık ve belirsizlik ilkeleri, fiziksel dünyadaki tüm özelliklerin eylemler dolayısıyla indeterministik olduğunu belirtir. Belirsizlik ilkesi, ölçümlerin gözlemci etkisi dışında, maddenin tanecik ve dalga (tamamlayıcı çiftler) yapısının içkinliğinde (inherent) bulunan bir özellik olduğunu öne sürer. Yani indeterminizm ve yerel olmayan nedensellik doğaya içkin özellikler olarak görülür, ontolojik bir durumdur.

KAYNAKÇA

Loire, J. (2012), Bilim Felsefesine Tarihsel Bir Giriş ( E. Derviş: Çev.). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Reichenbach, H. (1981), Bilimsel Felsefenin Doğuşu ( C. Yıldırım: Çev.). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Ural, Ş. ( 1994), Bilim Tarihi: Bilim ve Felsefenin Ortak Gelişimi. İstanbul: Ağaç Yayıncılık.

 

Yazar: Şule ARSLAN

122 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör